2012-2013 Dönemi Eğitim Bursuna Katkı Sağlayan Aydınlık Yüzlerimiz AYDIN ERARSLAN
ÇETİN ÖNAL
DÜNDAR ERARSLAN
HAYATİ ERDÖNMEZ
KAZIM ERARSLAN
METİN ÖNAL X 5
MUSTAFA KAYA X 3
NUSRET DEMİRCAN X 2
YENER ÖNAL X 3

Üye İsmi

Parola


Latife Erarslan - Di GelKadınlar GünüDrum Kitchen Kaleden Kaleye Şahin Uçurdum
Geçmişimizden Gelen Işık…
Köşe Yazıları | H. Suat Arıcan
Geçmişimizden Gelen Işık…
H. Suat Arıcan

Biz medeniyet yarışında çıkış aldığımızda, azimle topukladık çizgiyi. Aynı hızla koştuk yıllarca… Hep ileri, hep ileri…

Kurumlar kurduk, yollar açtık, davalar kazandık…

Belediyemizi kurduk… Kooperatifler, okullar, fabrikalar…

Günün koşullarına göre, imkânlara göre gerekli olanı yaptık.

Büyük otorite, devletimiz;  belediyelerin kurulmasına imkân verdiğinde toplanıp kapısına vardık… Dedik ki, “bizim yarışımız var! Biz medeniyet istiyoruz. Biz belediye olmaya geldik. Yarışımız medeniyet yarışıdır”

Dediler ki ”tamamdır, siz istiyorsanız biz de kuruyoruz” ve belediyemiz kuruldu.

Tarım Kredi kooperatif, süt fabrikası, Orman Köylerini Kalkındırma kooperatifimiz. Yöresel kültür ve yardımlaşma derneklerimiz, hep zamanın ruhunu yakalamak için kurup geliştirdiğimiz, yaşatmaya çalıştığımız, yaşattığımız ya da yaşatamadığımız kurumlarımızdır.

Şimdi önümüze böylesi fırsatlar sunan yeni bir trend var.

Eğilim Avrupa Birliği’dir.

Bu eğilimden yararlanacağız!

Projeler üreteceğiz, fikirler geliştireceğiz. Düşünülmeyenleri düşüneceğiz, istenmeyenleri isteyeceğiz. Maddi kaynaklar yaratacağız.

Orijinal, özgün, benzersiz fikirler üreteceğiz.

Çünkü Avrupa Birliği böylesi projelere destek veriyor.

Böylece yeniden, bir kez daha kalkınmayı hedef alacağız. İçimizde umutlarımız yeşerip, hayaller kurabileceğiz.

İşte bunu, gençliğimizle, dinamizmle, bilgimizle, deneyimimizle yaşama geçireceğiz.

Beraber, birlik içinde, el birliğiyle…

Geçmişimizden feyz alıyoruz, zamanın ruhunu, eğilimlerini, trendlerini değerlendirmeyi başarmış geçmişimizden.

İşte o ışığı, derinlerden, karanlıklardan çıkıp gelen o parlak ışığı, günümüzün karanlığına tutacağız.

Aydınlık için…

Yazarın Diğer Yazıları
Geçmişimizden Gelen Işık…
Biz medeniyet yarışında çıkış aldığımızda, azimle topukladık çizgiyi.
İstanbul Günleri
Muhtarlık seçim çalışmalarımızı Şubat ayı içinde İstanbul’da sürdüreceğiz...
Muhtarlığa Adayım
Yeşilcemizi çok seviyoruz. Onun, dünyadaki en iyi, en güzel yerlerden biri olmasını hayal ediyoruz. Bu amaçla çalışıyoruz, onun için birçok fedakarlıklara katlanıyoruz. Geliyoruz, gidiyoruz, yaşıyoruz…
Destekliyorum
Yerel seçimler havayı ısıtıyor. Gelişmeler ve gidişat hakkında kanaat sahibi oluyorum.
Bir Çelenk...
Ben nice 23 Nisanlar bilirim... Meydanda geçit resmi yapan okullar, bandolar...
İntifada Günleri...
Yedi sekiz yıl kadar önceydi... Fizik öğretmeni bir dostum dedi... "On yıl sonra" dedi...
Seçmen Turizmi
Başlangıçta her şey iyiydi. Hazırdan yenilip, hazırdan içildi, ora bura gezildi. Elde bulunan kırk ya da elli bin lira bitince de borç yenmeye başlandı.
Canik Horozu ve Dozer…
Yaylalar pay edileceği zaman çözümü öyle bulmuşlar. Horoz ötünce kalkıp yola düşülecek, Canikli ve Meletli nerede buluşursa yaylanın sınır orası olacak.
Bir Keskin Kalem...
Aradınız, sordunuz. mesaj attınız, çetleştiniz, yorumladınız, beğendiniz, paylaştınız... Destek verdiniz, moral verdiniz, gönül verdiniz...
Ben Beni…
Tarif güzel… Tarif güzel de bu tarifte ben beni bulamadım… Bir bakalım tariften ne çıkıyor, lezzet nasıl?
“Topal Ördek”
Ben eski belediyeyi andım… Hani şu bağdadi duvarları, ahşap merdivenleri bastıkça gıcırdayan, dış kapısında kocaman yaldız harflerle, siyah zemin üzerine “Belediye” yazan şirin belediyemizi...
Görünen Köy…
Milli Görüş gömleğiyle iktidara geldiler… Tam on yıl önce. O gün açıklamasalar da, kendi aralarında konuşuyorlardı.
24’den Geri
Dün meclisimizde mevzu gerilemişliğimizdi. Tek tek saydı dostlar meclisi mensupları… Hastane, postane derken tam 24 kurum söküp alınmış içimizden… Kimi ermiş gitmiş, kimini Derviş almış gitmiş…
Bir Umut…
Bir sabah, belki ufuklar kızılken… Bir sabah, belki de dağlar ıssızken. Duymak isteyip de duyamadığım sayısız haberler verilmezken…
Her Yerde Kar Var
Dışarıda kar yağıyor, lapa lapa… Çocukluğumdan hatırlarım bu tadı ben. Sıcacık odamda, küçücük ve kızgın kayık sobamın ocak başında gürül gürül yandığı günlerden…
Binbir Gece…
Artık gözümün önünde geçip giden tarihe kayıtsızım. Gözümün önünde, açıkça yapılıyor şike. Teknik takibe gerek kalmaksızın biliyorum.
Sacayağı
Bir başına olmadı! Güçbirliği halledilmeliydi önce. Güçbirliğini bitirdiler. Sonra da gerisi halledilecek!
Varisler...
Ülkem bana miras kaldığında, ona sahip çıkmaya and içitim. Her sabah!
Bağımsızlığın Keşfi
Lider sultasında yürüyen bir demokrasi. Bizim için yapmışlar.
Ana Sözü
Bizim çocuk anasını dinlemiyor… Anası ona dedi ki, eşit davran…
Benim Bahçelerim
Benim bahçlerim hazan mevsimindedir... Çiçeklerim solmuş vakitsiz. Evimin sıvaları dökülmez belki, lakin boyasız duvarlarım... Damlarından demir filizleri yükselir çatı yerine evlerin. Üstü kalsın, seneye tamlanır belki, belkide gelecek seneye...
Top Ağlarda!
Yıllarca çıkıp “işler iyi gidiyor” dediler. Âdem, bunu duyunca etrafına bakındı...
Devrimin Çocukları…
Fransızlar, bir sabah devrime uyandıklarında krala başkaldırıp, hak istediler! Sonra… Sonradan anlaşıldı ki devrimi isteyen başkaları. Kralı ortadan kaldırmak isteyen İlluminati örgütünün kökeni. Bu ezoterik örgüt, binlerce yıldır işbaşında. Amerika’daki teşkilatı, devletle yaşıt. Her yıl kuruluşunu bütün Amerika kutlar.
Parti Vermek…
Bir parti verildiğinde, partiye giderken önce yeme- içme akla gelir… Sonra da ne konuşulacağı… Akla gelen başa gelmezse, parti terk edilir.
Paralanmışım!
IMF gelmez oldu memlekete. Bir geldiler, iki geldiler, baktılar ki bu kadarını yapmaya kendilerinin bile aklı ermiyor çekip gittiler
Çalık Mücahit
Eskiden cihat başka türlüymüş… Söz temsili cihat yapacağız diyelim ki; karşımızda savaşacağımız kişiler Hıristiyan, Yahudi, putperest filan olurdu… Ya da Hz. Muhammed (s.a.v) öyle yapmıştı.
Össe Yeme
“Kaç gündür Össe Yeme ve gizli şifre ile yatıp kalkıyorum… Elimde kâğıt, kalem…
Giriş ve Gelişme
Başlangıçta Ergenekon vardı. Daha sonra neredeyse tüm muhalifler bir şekilde bu “örgüt”ün üyesi kabul edildi. Birer birer imha edilerek, “zararsız” hale getirildiler. Nasıl mı?
Ölümcül Kumar
Nükleer santral kararı almak zordur. Müstakbel ölülerin müsebbibi olabilirsiniz. Doğanın, ormanların, karacaların yuvasına kanser bulutları çökebilir bir sabah aniden.
Aklıma Şaşarım!
Deprem olunca şaşarım. Ovanın içine yapılmış yapıları gördükçe, depremin ardından alevlenen nükleer santrali görüp, onu oraya yapana şaşarım…
Kaygı Veren Gazeteciler
Basın özgürlüğünde ileri demokrasiler düzeyinde olduğumuz “yalanı” 61 defa ispatlanmış… Taksim ve Kızılay’da basına yapılan baskıları protesto eden gazeteciler dövizlerine yazdılar. TGS Başkanı Ercan İpekçi söyledi.
Vejetaryen Yamyamlar…
Yamyamların adı geçtiğinde şöyle bir irkilir, “bu kadarı da insanlık dışı” deyip, öfkeyle karışık bir nefret duyarım.
Darbeci Değilim..
“Kâğıttan kaplana dönmüş ordumuz”un bütün refleksleri körelmiş. Şimdi ben orduya bir eleştiri yöneltmiş oluyorum. Üstelik Süheyl Batum’un ağzından. Yani ordu kendini “savunamıyor” diye düşünüp ortaya sorunu koyuyor adam.
Kâğıttan Kuleler
Arap dünyasını kuranlar, yaptıklarını “beğenmeyip” sonradan yıkmaya başladılar. Kurdukları düzende azınlıkların çoğunluklara tahakkümünü esas almışlardı. Birçok Arap devleti tek bir kabilenin yönetiminde, büyük ve birden fazla unsurlardan oluşan kitlelere hükmetmekteydi.
Devrimler ve Tesadüfler
Fransa karışmıştı. İlk Krallık çatırdıyor, o güne kadar susanlar konuşmaya başlıyordu. “Özgürlük” ağza alınmış, kral giyotinle idam edildiğinde, “bilinmeyen” biri “Şimdi öcün alındı Jacques de Molay!” diye bağırmıştı.
Hayvancılık Öldü mü? 2
Protein insan sağlığı için son derece önemli. İnsanlığın büyük zihinsel gelişimi, bol protein kaynaklarına ulaşmasıyla paralel gelişim gösterdi. Araç kullanma yeteneğini geliştiren insanoğlu, kemikleri kırıp içindeki ilikle üstün bir beslenme sağladı ve doğadaki diğer rakiplerinin bir adım ötesine geçmeyi başardı.
Hayvancılık Öldü mü?
Son yıllarda hızla azalan hayvan varlığı, belki bilerek, belki de bilmeyerek görmezden gelindi. Ama artık bıçak kemiği dayandı ve 2010 yılı için devlet kesenin ağzını açtı. Verilen teşvikler sonucunda büyük hayvancılık yatırımları yapılmaya başlandı.
Kimin Yüreği,
Ben yüreğimde hissetmek isterim. Kalbim eğer cevaz vermezse işittiğine, rıza görmez benden de duyduğum sözler. Şu yeni yıla girerken gene cevaz vermiyor yüreğim kulaklarına. Uyuklayan milletvekilleri, birbirini yumruklayan mebuslar, WikiLeaks...
Demokratik Haklama
Karşısına çıkıp da, demokratik haklarını kullanmaya kalktığında hep aynı şey oluyor. Demokratik haklama… Önce bakan çıkıp “eylemci öğrencilerin arkasında örgüt var” diyor… Öğrenci örgütü filan olmalı… Yoksa yasa dışı bir örgüt olsa, zaten hemen oracıkta ne olduğu açıklanır, çocuklar deliğe tıkılırdı. Olmayınca kaşını, gözünü patlatıp, saldılar.
Siber Yazı
Bu durum, birinci Dünya Savaşı’na kadar böyleydi. Yenilmeden yenik sayılıyorduk! Aslında seni yenemiyorlar ama masaya oturtup yenik sayabiliyorlar! Sen de bu olmaz demeyip, kuzu kuzu boyun büküyorsun…
Yeni Dünya
Yenidünyada her şey elinin altında. Dünyaya şöyle bir tepeden mi bakmak istiyorsun. Giriyorsun Google Eart’a dolaş istediğin kadar… Oradan uzaya bile gidebilirsin, aya, Mars’a…
Son Yeryüzü Cenneti
Kızıl gelinciklerin, sarı hardalların diyarında yaşama sıkı sıkıya tutunurdum. Mor orkideler çiçeklerini açıp, mis kokularını yayardı Kabalma çayırlarına. Oralarda âşık oldum…
Toz Pembe
Birde baktım, gazetelerde kıyım var. Kim kalemini açıp da, yazmaya kalksa, eleştiri yapsa yandı. Damgayı yiyor… Muhalif yazar! Bir kez bu yaftayı taktın mı tamam.
Cumhuriyet
Şarkıcı sesleniyor ya şarkısında hani; “bu nasıl cumhu-u-riyet” diye. Belki o sevgilisinin “saltanatını” gözünde abartarak Cumhuriyet’e benzetiyor. İşte benim de gözümde öyle ihtişamlıdır Cumhuriyet.
Melet Vadisi Paramparça?
Dik yamaçlar boyunca uzanan yem yeşil orman, ırmağın derin vadisi boyunca, kıvrıla kıvrıla ilerliyordu. Her yer önce çam ağaçları, ardından meşe, kestane, kayın ve en sonunda yukarılarda ladin ağaçlarıyla kaplıydı.
Tarihten Önce
Tarihi devirler, insanlık hayatında meydana gelen büyük değişimlerden sonra, tarihçiler tarafından sonradan fark edilip adlandırılmış: Milattan önce M.Ö., Milattan Sonra M.S., İsa’dan Önce İ.Ö., İsa’dan sonra İ.S., Tarihten Önce T.Ö., Tarihten Sonra T.S,.…
Bakanlar Kurul Kararı
Sabah uyandığımda, gazetelere göz attım; inanılmazdı… Bakanlar Kurulu aldığı bir kararla Askeri Liselerin sayısını ülke genelinde artırma kararı alınmıştı. Böylece yurt sevgisiyle yetiştirilen evlatlarımızın sayısının artırılması hedefleniyordu.
Gülen Avcı
Avcı ciddi avlanırdı. Avını iyi seçer, avına göre taktik kullanırdı. Taktikler önceden gelir, kaynağı “bilinmezdi…” “İyi” avcıydı… Avlak sanki uydudan gözlenir, taktikler ava göre verilirdi. Etkili, görülmemiş ve acımasız…
Geçici Madde
Anayasamızda bazı maddeler vardı... Geçici maddeler. Bunlardan birisi geçti. Hani şu darbecilerin yargılanmasını yasaklayan madde. Geçti geçmesine ama bir de baktık ki zamanda maddeyle birlikte geçmiş.
Ben Her Seçim Mahzun Olurum
Sanki kaderim böyle yazılmış. Başka türlüsünü görmedim ömrü hayatımda. Her ne zaman bir seçim olsa ben yanılırım. Kimi istesem şu güzel ülkemi yönetsin diye, tutar bam başka birini seçer halkım Ben öylece köşemde kuruyup kalırım.
Yavuz Darbeci
Ev sahibi uysal olunca böyle oluyor. Yavuz hırsız gelip ev sahibini bastırıyor. Ne çaldığından pişman, ne de alıp götürdüğü yıllardan. Sanki koca ülkenin geleceğini o mahvetmemiş. Sanki Cumhuriyet’in dibini hiç kazmamış gibi…
Savcı Dediğin Savcı Değil…
Devlet içinde “çete…” Memleket harıl harıl gladyo, çete, darbeci arıyor. Fakat ortada örgüt yok, darbeci var. Darbe yok darbeci var.
Neden Saldırmıyor?
Daha “demokratik” bir ülke için, Cumhuriyet’in bütün kurumlarını ele geçirmeye çalışan iktidar, bir yerde pek sakin. Sükûnet içinde, tepki vermeden idare ediyor. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi…
Heba Edilen Servet
"Önünü kestik” diye övünüyoruz. “Sular boşa akıyordu! Set yapıp önünü aldık da boşa akmaktan kurtardık!” Bir Heba Edilen Servet (HES) projesi duyduğumda, gene aynı zihniyetin işbaşında olduğunu bilerek umutsuzlaşırım.
Bıçakla Kesmek!
Milyonlarca yıl evvel, havada karbondioksitten başka gaz yokken, yalnızca bitkilerin yaşamasına müsait bir dünya vardı. Karbondioksitin yanında güneş ışığı ve su da bol olduğu için ortam bitkilerin semirmesine oldukça elveriyordu. Öylede oldu.
Hukukun Deliği
Hukuktaki delik, içine girmek için açılmış. Delik lazım olduğunda, “hukuk” imdada yetişiyor; “Bende var” diye… Diyelim ki deliğe tıkılacak bir yurtsever lazım. O zaman evvela hukukun deliğine sokuyorlar. Sığarsa oradan içeri… Sonra ne zaman çıkacağı bilahare belirlenmek üzere savsaklanıyor. Sakla babam sakla.
İlkel Gelişim
Yola çıktığımda varacağım yeri bilmiyordum elbet. Kazmayı toprağın bağrına vuralı on bin yıl oldu. O gün bu gündür “gelişiyorum.” Lakin nasıl kaptıysam tohumları doğa anadan, öylece kaptırdım şimdi. Tohum mohum yok artık elde. Ekmek için ilaca zehre bulanmış, genleriyle oynanmış “ucubeleri” veriyorlar adamın eline. Zehire bulanmış tohumları, zehirlenmiş topraklarımıza atıp, yaptığımız işe de “çiftçilik” diyoruz.
Cumhuriyet İsterim…
Tanrım bana bir cumhuriyet ver! Başbakanı, Cumhurbaşkanı, bakanı dosta düşmana karşı dik duran. Kızı kızanı her sabah yemin edip, içtiği andı tutarken Silivri’ye aşmayan. Bir cumhuriyet isterim.
Ne Bekliyorsun?
Başkan Obama, bu Dünya Kupası’nda çok heyecanlı olmalı! Amerika’nın makûs talihini değiştiren(!) başkan, Amerikan futbolunu da kendisi gibi zirveye taşımak için emek vermiş olabilir! Bu yüzden Güney Afrika 2010’da umut bağladığı ABD takımını heyecanla izlerken, bizim başbakana verdiği randevuyu unutuverdi(!)
Diz Çökmek!
Gördüğüm zaman inandım… Ordumuzun koca komutanı uzaktan bakıp, teröriste karşı diz çöktü... Koca ülkemin koca başbakanı diz çöktü… Belki gözümle görmesem inanmazdım. Siperde o iki adam öylece çömelmişler, teröristlere doğru konuşuyorlardı…
Hız Tutkusu
Hızlı olmak lazım hayatta. Hızla gündeme aldığınız bir konuyu aynı hızla işleyip, hızla gündemden alabilmelisiniz. Başlattığınız hızla, açılımı yürütemediğinizi anladınız diyelim, hemen aynı hızla Gazze’ye bir yardım seferi düzenleyebilmelisiniz. Daha da olmazsa hızla Ergenekon ya da balyoz türünden yeni bir tertib düzenleyip, kamuoyunun ilgisini hızlıca yönlendirebilmelisiniz.
Gazzeli Çocuk!
Bir bebe orada gene açlık çekmekte… Kendisi doğmadan yazılmış kaderi işlerken aleyhinde, kısacık ömründe acıdan gayrı öğreneceği yok. Ve yurdu için savaşamadan bile doğru dürüst, “terörist” damgasını yiyecek. Ve bir gemi geliyor, Akdeniz’in ılık sularını yara yara… Gazze’ye gidecekmiş gibi geliyor...
Ajanlar Öldü mü?
James Bond filmlerini nefesim kesilerek izlerdim çocukken… Teknolojinin verdiği en son imkânlarla üretilmiş sayısız arabayı parçalayan ajan, güzel kadınları ülkesinin çıkarı için acımadan öldürürdü. Elindeki sayısız imkânları “demokrasi” için seferber eden “kahramanımız” sonunda amacına ulaşır ve yeryüzündeki tüm “diktatörleri” tek tek devirirdi.
Kader mi Talih mi?
Bazan geleceği kestirmek mümkün olmaz. Nice politikacı “cesur yürek”le alınmış bir kararla partiden aforoz edilirken sızlamayan vicdan, zamanı gelip de zülfü yare dokunduğunda; sadakat, ihanet, vefa kelimelerinin birinci anlamlarını hatırlar.
Dokunulmazlar
Daha fazla vekile ihtiyacımız olacak. Durum onu gösteriyor ki, ileride “dokunulmazlık” dolu bir meclis gerekli. Mecliste dokunulmazlık zırhına bürünmüş milletvekillerimizin birçoğu hakkında hazırlanmış, onca suç dosyası var. Ancak şu anda işlenmiş olan onca suç var ki, bunlar hakkında bir işlem yapılmış değil. Bu demek değil ki bu suçlarla ilgili işlem yapılmayacak. Olası bir seçimde iktidarın değişmesi durumunda “bağımsız” yargı bu suçları tek tek ele alacaktır. İşte o zaman her şey değişecek.
Babayasa…
Yasaları örümcek ağına benzeten bilge adamın elini öpmek isterim… Kimine göre sağlam, kimine zayıf gelen “bağ”larını ne de güzel örmüşler. Kelime kelime, madde madde… Örümcek ağı gibi delik deşik, seçici ve geçirgen…
Paslanıyoruz!
Tatlı mamalar, yani şeker insanı paslandırıyor! Nasıl mı? Hücrelerimizin zarını oluşturan yağları oksitleyerek… Genlerimizi oluşturan RNA moleküllerini oksitleyerek… Bizi “paslandırıyorlar!”
Nasıl Yaparsın?
Sen ki Türk Çocuğusun, bu topraklara ait. Bilmez misin memlekette talebe olmak zordur? Bilmez misin talebe olup da haktan hukuktan bahsetmek “sakıncalıdır”. Hiç duymadın mı Harbiye’de Mustafa Kemal’in ceza almaktan kurtulduğunu. Bilmem kaç defa Harbiye’nin öğrencileri, tam da hak hukuk deyip başa doğru hamle yaptığında "şutlandılar."
İmralı’ya Uçmak!..
Giderken bir hayli zorlandığımı hatırlıyorum. Ulaşmak için çok ter döküyorum ve sonunda varabildim. Apo’ya bağıra çağıra sorular soruyorum, fakat bir türlü sesim duyulmuyor… Apo fısıldadığında bütün her yerde onun sesi yankılanıyor! Bense diyorum ki; “sana ‘memlekete hoş geldin’ diyen subay nerede?”
Şu Sizin Demokrasi…
Yemek, içmek, uyumak gibi bir şey… Aslında yaşamak için yaşamsal… Fakat ne yaşaması? Demokrasinin olmazsa olmazlarından birisi; protesto. Bir bakıyorsun şu sizin demokraside protesto yok. Çıkıp süslü salonlarda nutuk atanlara karşı iki slogan, bir yumurta atan yaka paça...
Kapatın Gitsin
“Seviye” Belirleme Sınavı… Tedrisat işinde yapılanlar, artık yaratıcılığın sınırlarına dayanmış durumda… Ne yapıyorlar? Sınav. Ne için yapılıyor? “Seviye”yi belirlemek için…
Kuvvetler Birliği
Demokraside kuvvetler ayrılığı prensiptir. Bu yüzden yasama yürütmeye, yürütme yargıya müdahale edemez! Bir de “modern demokrasi”nin ayrılmaz bir parçası olarak basından bahsetmeliyiz. Basın artık dördüncü kuvvet. Ne demek şimdi bu?
Merhaba Öküzarabası
Kağnı konusunda teknik bir yazı ilk defa okuyorum. Dolayısıyla 7 yaşında kağnı, “arabalıkızak” koşmuş bir Yeşilceli olarak hemen bir şeyler söylemek geldi içimden.
Yeşilce ve Liderleri
Belediyemizin kuruluşuna koşut olarak, Yeşilce’de bir liderlik sorunu ortaya çıkmış görünüyor. Lider deyince benim kafamda toplumunu tanıyan, toplumun değerlerini, kültürünü özümsemiş, gerektiğinde toplumuna değerleri ve kültürü doğrultusunda yeni istikametler tayin edebilen bir kişi aklıma geliyor.
“Ölmek Var Dönmek Yok”
Bu söz “direnen Türkiye”nin sloganı oldu. Tekel işçileri her gün böyle bağırıyorlar, Ankara’nın karlı, buzlu havasında. Direnen işçiler, başbakanlarının iki dudağının arasından çıkacak söze umut bağlıyorlar…
Paşalar Maşalar!
Yüreği vatan sevgisiyle atan genç mühendisler, dirsek çürüterek yarattıkları teknolojiyle düşman uçaklarını kontrol altına almayı başardılar... Ama hayatlarıyla ödediler sevginin bedelini. Bir bir “intihar” ederek…
Beklenen Yıllar!
Ben her yeni yıla hüzünle girerim. Umutlarım, dileklerim, beklentim olur yıllardan… Lakin duymaz sesimi, anlamaz beni, bitip tükenmez yıllar… Dilerim ki yıllardan, cumhuriyetin faziletine eriştirsin… Beklerim ki özgürlük doruğa çıksın, bağımsızlık ateşini yeniden yaksın milletimin yüreğinde…
Benim Hiç Demokrasim Olmadı!
Çocuktum aklım ermedi, babam anam bildi. Bana denileni yaptım. Büyüdüm talebe oldum, öğretmen hep “doğrusunu” anlattı. Müdür bey “yolumu” gösterdi, gittim… Askerde mantık, fabrikada sendika, memuriyette ücret demedim… Derken anladım ki artık büyümüşüm… Kimse bana bir şey buyurmuyor. Ben artık ne yaparım? Bilmiyorum!
Batının Yaratıcılıktan Yoksunluğu…
Yüz yıl sonra aynı terane… Önce Sevr’i dayat, arkasından gel İstanbul’u işgal et. Sonra aydın, paşa, bürokrat; direnen kim varsa 150 kişiyi paketleyip Malta’ya sürgün et. Bununla da yetinmeyip vatanseverleri as… Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey bunlardan biri. Ne için asıldı?
İmza İşi Yaş…
Bir imzayla kaderimiz değişir mi? Bakın ordumuzun kaderi bir imzaya bağlı. İmzanın kaderi belli olduğunda, onunki de olacak. Sonra da… Bizi ordu koruyor… Ya orduyu kim koruyacak? Bu sefer imza yaş çıktı! Şimdi vay haline… ***
Elimi Tutan Kim?
Bir oradan, bir buradan bakıyorum memlekete. Nereden bakarsam bakayım aynı şeyleri görüyorum. İşsizlik, sefalet, intihar, hıyanet, cehalet, borç-dert… Siz ne görüyorsunuz? Sordum herkes aynı şeyi görüyor. Sağcı arkadaşlar, solcu dostlar, dinci kardeşler, ülkücü gençler. Aydınlar, cahiller, çağdaşlar, yobazlar, enteller, ayyaşlar, yaşlılar, gençler… Hepsi aynı dertten şikâyetçi.
Kapalı Açılım!
Açılmayan açılım yavaş yavaş açılmaya başlandı. Bakan bey çıktı önce kameraların karşısına, utana sıkıla nasıl açıklayacağını açıkladı. Ama açılamadı. Sonra açılımın adını açmaya çalıştılar, olmadı. Şuydu buydu derken “demokratik açılım”a bağlandı iş. Öyle ya; ne olduğu belli değil demokrasinin. Bir bilen varsa gelsin. Ben bilmiyorum. Yalnız Amerikalı dostlarımız biliyor ne olduğunu… Onlar da açıklamıyor, yalnız adını anıp duruyor demokrasinin. Neyse, şimdi açtılar. Açıla açıla ne açıldı biliyor musunuz? Habur gümrük kapısı. Neye açıldı? PKK’ya.
Kıranda Kıran
Kayaboynu kıran… Aştığımda gördüğüm manzara içimi yaktı… O güzelim köknar ağaçları, gölgesinde gezindiğim ormanlarım; kurumuşlar! Oyuncağımı ondan yaptım… Yaylada evimin duvarları ondandı… Rahmetli Topal Fehmi, Berili Abdullah dayı kütüklerini dilim dilim tahta yapardı. Beşiğimizi ondan yaptık, hartamamızı ondan çıkardık. Kemençemin göbeği, tavandaki lambriler ondandı…
Sömürgenler
İnsanlığın en eski türlerinden biri… Ayrıcalık istemek, en belirgin özelliği. Mısır’da Firavun, Antik Yunan’da Tanrı, ilkel Avrupa’da derebeyi, modern dünyada liberal patronlar olarak “anıldılar… Kan emen sivrisinek gibi uyuşturucu salgılar akıttılar duyularımıza . Roma arenası, Helen olimpiyatları, Yunan tiyatrosu onlarındı. Şimdilerde spor, -özellikle futbol-, sapına kadar şiddete bulanarak servis edilen sinema ve onun abisi medya… Bunlarda yetmezse eğer, yükseltilen değerler ve içi boşaltılan kavramlarla kafası karıştırılan aydınlar…
Türkiye Gibiyim...
Bir dostumla karşılaştığımda, selamlaşır, sonra da sorarım: Nasılsın? “İyiyim” der. O da bana sorar… “İyiyim” derim üzülerek. Aslında yalandır söylediğim; beyaz bir yalan… Dostum güzel bir güne başlamıştır belki. İşine gider veya işinden eve. Keyfini kaçırmak istemem. Söylemek gelmez içimden gerçeği. İyiyim derim
Medya Havasında Demokrasi Oyunu
Pek güzel çalar medyamız bu demokrasi havasını. Ben çok eğlenirim! Öyle uzatır nameleri isterse, öyle dokunaklı çalar ki, kendimizden geçeriz... O kadarki, büyüleniriz adeta. Maharetli çalgıcıları ve çok başarılı şefleri vardır medya orkestramızın. Her birinin bir parmağında bin marifet…
Pisuarsız Şehrin Valisi
Dalda fındık göründü, görünmedi, yok dolu vurdu, krağ yaktı derken geldi geçti yaz. Allah ne verdiyse toplayıp, azı çoğa sayıp, “hükümetin insafsız fındık politikasına” rağmen yaşamaya çalışırken Ordulu, bir de şimdi pisuar meselesiyle uğraşıyoruz.
Barbarların Dönüşü
Okul sıralarında öğrendik “barbar” sözcüğünü. Akımları vardı hani, “barbar kavimler”in! Avrupa’yı istila etmişlerdi sözde. Birbirini boğazlamayı pek hazeden Avrupalılar da henüz “barbar” nedir bilmiyordu o dönemde. Daha bulmamışlarıdı bu sözcüğü torunları. Başa çıkamadıkları “diğer insanlığa” sonradan barbar adını takacaklardı. Kim için? Spekülatif konulara aklı ermez dedikleri Türkler için. Neymiş Türkler “barbar!”
Bir Rüya
Dün gece güzel bir “rüya” gördüm. Kanatlandım, uçtum ve süzüldüm memleketimin üstünde. Koca gövdeli yaşlı söğütler çevirmişti kıvrım kıvrım derelerini, kızıl ağaçlar sarmıştı sazanlar oynaşan göletlerini memleketimin.
“Yerli İhtilal”
Duyduğuma göre “yerli iltilal”i henüz yapamadık! Demek ki henüz “teknolojik olarak” buna hazır değiliz! Yapılan ilk ihtilal “Türk Malı” diye pek sevinirdim! Yanlış anlaşılmasın darbeci olduğum için değil, yerli malcı olduğum için. Tarih 1960; erken dönem sayılır -tabi Osmanlı’da yapılan ihtilaleri saymıyorum. Ama ilk ihtilal öyle “iyi” ki insan sevinmeden edemiyor “yerli malı” diye!
Nasıl Bir Dünya?
Eski dünya bizler içindi. Hava, su, ateş bizler içindi. Yaşam, aşk, sevgi ve paylaşım bizim içindi. Üretim, sanayi, otomobil, makine, vergi ve zarar hep bizim… Yeni dünya pek bir çetin… Üretmek tukaka. Tüketim iltifata tabi. Yani… Yani paran, mülkün varsa, gelirin rantın varsa iyisin, tüket. O kadarda olsa üretim var. “Biraz pahalı mahalı ama her şey var” misali, paran yeterse yersin. Böylece dünyayı tükenmekten, yok olmaktan kurtaracakmışız! Nasıl yani?
Darbedar Politika
Neden darbe yapılır, bilirsiniz! Toplumun sosyo-ekonomik dinamikleri rayından çıkarsa, bu dinamikleri yolunu koymak gerekir. Ne demek bu? Misal, maliye gerekli gördüğü an vergi koyamıyorsa, vergi koyduğunda oluşan “toplumsal tepki” normal yönetsel yollarla kısılamıyorsa, medya idarenin gündem oluşturmasına çalışmıyorsa, buna bir tedbir almak gerekir. Alınacak tedbir belli.
Tesadüfen Devrim!
Bazı şeyler var ki, hayatımızı etkileyen, hikmetinden sual edemediğimiz ve toplumsal hayatımızda kırılma noktaları olmuş… Açıklayamıyoruz. Mesela Devrim Arabaları… Tesadüf bu ya, Cemal Gürsel Paşa Cumhurbaşkanı olunca, durup dururken “Türk Otomobili”ne kafasını takmış. Yine tesadüfen, hepsi çok iyi eğitim almış bir grup Türk mühendisi bir araya gelerek, orijinal bir otomobil üretiyorlar. Yine bakın şu tesadüfe ki, bu otomobilin adına “Devrim” deniliyor. 130 günde üretilen dört adet Devrim, Cumhuriyet Bayramı’na yetiştiriliyor. Test sürüşleri yapılıyor, tesadüfen hepsi tıkır tıkır çalışıyor!
Yaşasın Atatürkçülük
Atatürk ilkelerini biliyoruz. İlkokuldan itibaren öğrenmeye başladık. Hala çocuklarımıza öğretiyoruz ve daima öğretmekte kararlıyız. Neydi bunlar? Milliyetçilikten başlayalım hatırlamaya; Milliyetçiliğin adı var kendi yok. Artık “milliyetçiyim” diyene nasıl bakıldığını varın siz tahmin edin… “Çete, mafya, cinayet” olguları Milliyetçilik kavramının peşine geçen yıllar içinde itinayla “iliştirilmiş.” Bu nasıl oldu peki, tesadüfen mi? Mesela boğazda bir yalı restoranda öğle yemeğindesiniz; yanınızda iş arkadaşınız... Veya sarışın, alımlı bir hanım var, belki eşiniz, belki kız arkadaşınız. Birden yüksek perdeden bağırarak konuşuyorsunuz ve sesiniz lokantada çınlıyor: “Ben bir Milliyetçiyim”
Sorun Sorun!
Kimin “sorunu”u bilinmez… Neden sorun olmuş, ne zamandan beri yaşanıyor belli değil. “Kıbrıs sorunu” “Ermeni sorunu” “Kürt sorunu” … Yeni gelen AB, ABD, BM raporlarıyla “sorun” listesi uzayıp gideceğe benziyor: “Basın özgürlüğü sorunu” “Dini özgürlükler sorunu” … Sorun sorun…
Gelmez O Günler!
Bugün gene eskiye gideceğim… Ilık yaz akşamlarında, çekirgelerin ötüşmelerine doğru gideceğim... Baharda kurbağaların vraklamalarıyla dolan derelere doğru akmak istiyorum… Bir yandan içimi kıpır kıpır oynatırdı davul zurna sesleri, kemençe, keman nameleri; ta karşı mahalleden kulağıma kadar gelerek…
Darwin’in Teorisi Çürüdü!
lginç bir adam şu Darwin… Adam “kilisede yetişmiş” ama “din adamı” değil. Bilimle uğraşmış ama “bilim adamı” değil. Toplumsal “evrim” üzerine kuram geliştirmiş ama "toplumbilimci" de değil(!) Ne olduğunu kimse anlamadı şu Darwin’in. Galapagos Adaları'nda tuttuğu gözlem notlarına dayanarak yazdığı, "Türlerin Kökeni" adlı bir kitap var ortada. Bir de ölümünden sonra oğlunun yayınladığı mektupları. Bu kaynaklarda “insanın maymundan türediğine” dair tek kelime yok. Gerisi teferruat ve Darwinizm'den ibaret.
Çağman'da Altın mı Bulundu?
Çocukluğumuzda arkadaşlarımla tasarladığımız birçok Yeşilce projeleri hatırlarım: İğnesi’ye havaalanı yapmak, en heyecan verici olanlarından biriydi. Ardından Çatak’a bir baraj yapmak… Kızılağaç’la Çukuralan arasında, Eriçok’un altından geçen bir karayolu tüneli… Çukuralan’dan Karacataş yaylasına uzanan ve Çambaşı yolunu oldukça kısaltacak olan devasa bir köprü… Demiryolu, raylı sistem…
Bir İstanbul Masalı…
İliğimize kadar işledi “İstanbullulaşmak.” Bu koca şehr-i İstanbul’da bir küçük taneyiz ama önemli değil bu! Olsun, koca İstanbul’a ait bir küçük tane… Geldikte köyümüzden, unuttuk sanki bahçemizde açan pembe gül ağacını. Yaylada kuzu melemesini, çimenlerde otlayan düvelerin çan kelek sesini. Yaz baharda çamurda, bata çıka yürüdüğümüz yayla yollarını.
Bizim Kadınlarımız!
Tarlaya beşiğiyle gitti analarımız, öyle büyüttü bizi… Ahladın dalına asılı beşikte uyurken yavruları, O’nlar bir türkü tutturmuştu: Ekini biçe biçe, çıktım öğner başına Ekin tarlasında, Ağustos sıcağında; yavrusuna süt, eşine azık, çocuğuna mama yetiştirmek onun göreviydi. Tarlada ekin, harman döneceğinde tane, ambardaki un, teknede hamur… Hep O’nun maharetli elleriyle şekillendi asırlarca…
Son Mohikanlarız!
Kızılderili, beyaz adama hiç güvenmedi. Ülkesine gelen bu davetsiz konuklar, doğanın dilinden anlamıyordu... Doğa ana, ‘her şey sadece benim için yaratılmıştır’ anlayışıyla, bencilce ve “ilkel” bir biçimde yok edildi. Geleceği düşünmek, bu yabancılar için evlatlarına ‘varlık’ bırakmak demekti ve bu doğa anayı miras bırakmaktan daha önemliydi. Oysa Mohikan, “doğa bize atalarımızdan miras kalmadı, biz onu çocuklarımızdan ödünç aldık’ diyordu.
Eleştirmeye Bile Gelmiyor!
Kalemdaşım bani uyarmış! Diyor ki; eleştirilerimden benim diğer politikacım da nasibini alacak mıymış? Çıkmıyor, kullanmıyor, yayınlamıyor derken; bu politikacımın yazısı da bizim sitede dün çıktı. O “güzel Türkçesiyle” kaleme aldığı yazıyı tabi inceledim… Okudum; evirdim çevirdim, ters ettim düz ettim ama bu defa eleştirmek ne kelime, yazıda bir şey bulamadım! Ne demek istiyor çözemiyorum. Acaba diyorum; benim hiç bilmediğim müthiş projelerden mi söz ediyor da ben anlamıyorum? Ama arıyorum tarıyorum yazıda proje de yok…
Kurtar Bizi Gülbünlü!
Gülbünlü harika bir bitki; bilirsiniz, kuşburnunun bizdeki adıdır gülbünlü. Farsça'da "gül ağacı, gül fidanı" anlamına gelen "gülbün" sözcüğünden türetmiş atalarımız.
Bizim topbaş
Benim siyasetçim bu sefer de kafayı ‘top’a takmış… “Ben ‘topbaş’ olacağım” diyor. “Yeşilce’nin topbaşı.” “İstanbul’un Topbaş’ı varsa Yeşilce’nin de topbaşı olmalı!” * Kadir Mevla’m, bizim de başımıza bir ‘topbaş’ vermeyi istiyorsa, kaderimize yanalım… İyi de Yeşilce, İstanbul’a benzer mi?
Vaatler Vade Vade
Şu politikacılar bir harika! Her yerde aynılar. Dağıtmayı çok hazediyorlar. Çamaşır makinesi dağıtıyorlar, ama su yok. Maksat dağıtmak. Belki oylar gelirse sular da gelir! Kömür dağıtıyorlar ama kömür verdikleri adamın evinde doğalgaz bağlı! Fark etmez, önemli olan vatandaş dağıtmaya alışsın. Bekleyerek yaşamayı öğrensin. Çalışarak yaşamasın ki, siyasetçiye muhtaç olsun. Ele baksın.
Işığımız sönecek mi?
Bir sevdayla kuruldu o. Öyle büyütüldü ve öyle yürütüldu. Şimdi bir ışık oldu ve yolumuzu aydınlattı. Şimdi bu ışığı söndürtmeyelim!
Bir Ağıtın Arkasındaki Anılar
1985 yazı, yine sıcak günleri ve serin geceleriyle sıradan bir mevsim gibi yaşanıyordu Yeşilce’de. Yine yeşil ekinleri ve çiçekli bozlarında âşıklarını ağırlıyordu Yeşilce.